Girişimlerin Fikri Mülkiyet Haklarının Koruması



Giriş

Özellikle teknoloji alanında çalışıyor ve inovatif ürünler yaratıyorsanız, fikri mülkiyetiniz işletmenizin sahip olduğu en değerli varlıktır. Girişimin fikri ve sınai haklarını korumak, yatırım alma konusunda önemli olmasının yanında, doğru rekabet edebilmek için de önem arz etmektedir.


Fikri mülkiyet haklarının ihlali, işletmenin gizli bilgilerinin ve ticari sırlarının ve fikirlerin çalınması, her yaşta ve büyüklükte işletmenin başına gelebilmektedir. Bu konudaki en bilinen örneklerden biri olan “Facebook örneği” düşünüldüğünde girişimlerin fikirlerini korumalarının ne derece önemli olduğu daha net görülebilecektir: Mark Zuckerberg’ün Facebook fikrini Winklevoss kardeşlerden “ödünç aldığı” bilinmektedir. 2004 yılında hak iddiasında bulunarak fikrin kendilerine ait olduğunu ve Zuckerberg’ün bu fikri çaldığını öne sürerek dava eden ikizler, 2008’de sonuçlanan davada 65 milyon dolar nakit ve hisse tazmin etmişlerdi. 2011 yılında bu sefer de kandırıldıklarını ve kendilerine verilen Facebook hisselerinin daha değerli olduğunu iddia eden ikizler mahkemeye tekrar başvuruda bulunmuş, fakat itirazları reddedilmişti. Markets Insider verilerine göre Facebook’un şu anki piyasa değerinin 678 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde, “girişimler fikirlerini neden korumalıdır” sorusuna yanıt bulunabilecektir.[1]


Bu yazımızda girişimlerin ilk aşamadan itibaren dikkat etmesi gereken hukuki noktalara, fikri mülkiyet haklarını ve gizli bilgilerini neden ve nasıl koruması gerektiğine bir bakış sunulacaktır.


Fikri Mülkiyetin Korunması

Fikri mülkiyet haklarının korunması yaratıcı yeteneğin ve Ar-Ge odaklı yeni teknoloji yaratımının desteklenmesini sağladığı gibi, oluşturulan hukuki altyapı ile yaratıcının eseri üzerinden gelir elde etmesine olanak vererek ekonomik büyümeye de belirgin bir katkıda bulunmaktadır.[2] Girişimler gayri maddi varlıklarını koruyarak; tekel hakkı elde etme, taklitler ve sahteciliği önleme ve güçlü bir marka imajı oluşturma imkânı elde edebilmektedir.


Ortaklık İlişkisinin Belirlenmesi

İlk olarak uygulanması gereken adım, kurucu ortakların ilişkisinin şartlarını belirlemektir. Yazılı bir ortaklık sözleşmesi yaparak, daha sonra çıkması muhtemel olan anlaşmazlıkların önüne geçilebilmektedir. Bu sözleşmenin yapılmaması halinde, fiilen ortak olarak hareket edilen yapıda ve aksinin kararlaştırıldığı kanıtlanmadığı sürece tüm kâr ve sorumluluklar eşit şekilde dağıtılmaktadır. Ek olarak, eğer ortaklık yapısını kanıtlamakta zorluk çekilen durumlar mevcut olursa ilgili sözleşmeye imzasını atan kişi doğrudan sözleşmeden tek başına sorumlu sayılabilmektedir. Bu anlamda yazılı şekilde belirlenmesi gereken temel konular; şirketin yüzde kaçına kim tarafından sahip olunduğu, ortakların rolleri ve sorumluluklarının neler olduğu, bir ortak şirketten ayrıldığında diğer ortağın onun hisselerini alım hakkına sahip olup olmadığı, her bir ortağın şirkete ne kadar süre bağlı kalacağı, şirket yönetim kurulu kararlarının nasıl alınacağı (oybirliği, oy çokluğu veya sadece CEO’nun kararına bağlı vs.), ortağın işe hangi varlığıyla sermaye koyacağı, şirketin satışına nasıl karar verileceği, sözleşme ile ilgili uyuşmazlıkların nasıl çözüleceği, şirketin genel hedefi ve vizyonu, tüm fikri mülkiyetin şirkete ait olup olmayacağı olarak sayılabilir.


Tüm bu sayılanların yanında, fikirlerin kimden çıktığı, kime ait olduğunu belirlemek ve bunları kayıt altında tutmak; taraflardan birinin şirketten ayrılmaya karar vermesi halinde önem arz edecektir. Tüm bu sayılanların yazılı şekilde ortaya koyulması, ortakların yatırımcıya karşı pozisyonlarının belirlenmesini ve hisselerine yönelik haklarının korunmasını destekleyecektir. En başında bu noktaları belirlemek, şirketin halka arzı aşamasında veya “exit” aşamasında belirlemekten çok daha az maliyetli ve sorunsuz olacaktır.


Gizlilik Sözleşmesi

Gizlilik sözleşmesinin amacı, tarafların öğrendiği gizli bilgilerin 6102 sayılı Ticaret Kanunu’nun, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun ve diğer ilgili mevzuatın ilgili hükümlerine uygun olarak ve ilgili mevzuatın öngördüğü güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik her türlü teknik ve idari tedbirleri almak suretiyle korumasının, önceden söz konusu bilgileri paylaşan tarafın yazılı iznini almadan ifşa etmemesinin, yayınlamamasının, üçüncü şahıslarla paylaşılmamasının, işlenmemesinin, üçüncü şahıs veya kurumların menfaatine kullanılmamasının sağlanmasıdır.

Bu anlamda yukarıda belirtilenlere ek olarak; çalışanın, danışmanın, bağımsız yüklenicinin ve benzerinin şirketin hiçbir gizli bilgisini kendi menfaati için kullanamayacağı ve bu sözleşme kapsamındaki gizlilik yükümlülüklerinin, taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesinden sonra da devam edeceği yazılı şekilde taahhüt altına alınmalıdır.


Gizlilik yükümlülüklerinde çeşitli standart istisnalar bulunmaktadır. Örneğin, taraflara açıklandığı esnada çoğunlukça bilinen, çoğu kişi tarafından erişilebilir olan veya kamuya açık olan ve tarafların kusuru olmaksızın açık hale gelen bilgiler bu kapsamda sayılmaz.


Girişim sermayesi yatırımcıları ve diğer yatırımcılar, şirket ile tüm çalışanlar, danışmanlar ve bağımsız yükleniciler arasında bu tür anlaşmalar imzalandığını görmeyi beklemektedirler. Olası bir birleşme veya devralma işleminde, alıcı tarafın ‘due diligence’ ekibi de bu kişiler ile akdedilmiş bir gizlilik sözleşmesinin var olup olmadığını araştıracaktır.


Bu anlamda son olarak belirtilmesi gereken nokta; yeni bir çalışanla, danışmanla veya bağımsız yüklenici ile yeni bir ilişki kurulurken, kişinin bu kapsamda daha önce akdedilmiş bağlayıcı bir rekabet etmeme hükmüne veya sözleşmesine tabi olup olmadığına ve bu kapsamda üçüncü tarafın gizli bilgisi sayılabilecek herhangi bir belge veya benzeri bir bilgi getirmediğine dikkat edilmesi gerektiğidir.


İhtiyaç Olunan Fikri Mülkiyet Stratejisinin Belirlenmesi

Girişimlerin yaptığı en büyük hatalardan biri, fikirleri ve buluşları hakkında doğru fikri mülkiyet korumasını belirlememek ve bu sebeple zaman, finansal kaynak ve fikri ve sınai haklarını kaybetmektir. Girişimciler için en büyük zorluklardan biri, kaynakların genellikle sınırlı olmasıdır ve bu nedenle bunların nasıl tahsis edileceğine dair karar alma süreci zorlaşmaktadır. Bu noktada patent ve faydalı model tescili, ticari sır olarak koruma, siber güvenlik politikaları, telif hakkı koruması, marka tescili, tasarım tescili, alan adının belirlenmesi gibi süreçler ayrıntılarıyla bilinmeli ve en uygun stratejinin hangisi olduğuna karar verilmelidir. Bu sayede maliyetleri düşük tutmak, finansal kaynakları düzgün kullanmak ve ayrıca zamandan da tasarruf etmek mümkün olabilmektedir. Örneğin, kişi, buluşunun ayrıntılarını gizli tutarak, bir ticari sır olarak koruyabilir ve böylece başlangıç için bir finansman sağlanana kadar patent başvurusu masraflarını erteleyebilir. Bir girişim için, geniş kapsamlı bir patent portföyünün geliştirilmesi zaman alıcı, pahalı ve kısa vadede yatırım getirisi sağlama olasılığı düşük bir yoldur. Yapılması gereken, inovasyonun temel değerine yönelik adımlar atmak ve tescil yolu seçilir ise, patent ön araştırması ve analizinin ayrıntılarıyla yapılmasını sağlamaktır. Bu durum girişimin markasını oluştururken, eserlerini korurken (örneğin yazılımlar), tasarımlarını oluştururken ve alan adı seçilirken de geçerlidir.


Kısıtlı bütçe nedeniyle strateji adım adım planlanmalı, hangi koruma yollarının gerekli olduğu belirlenmeli ve daha sonra bu koruma yolları önceliklendirilmelidir. Bu konuda “Buluşunuz İçin Hangi Koruma Modeli Daha Uygun: Patent Ve Ticari Sır Karşılaştırması” başlıklı yazımız okunabilir.


Alan adları seçiminde dikkat edilmesi gerekenler hakkında ise “Alan Adı Nedeniyle Ortaya Çıkan Uyuşmazlıklar” başlıklı yazımız okunarak ayrıntılı bilgi alınabilir.


Bir uzman yardımına başvurmanın en önemli olduğu aşamalardan biri fikri mülkiyet stratejisi belirleme ve daha sonraki ilerleme noktasıdır. Uzun vadede en büyük katma değer, doğru fikri mülkiyet stratejisinin belirlenmesi ile sağlanacaktır.


Fikri Mülkiyet Hakkının Devri

Bağımsız yüklenicilerle veya diğer kişilerle (örneğin yazılım geliştiriciler, tasarımcılar vb.) yapılan sözleşmelerde, sözleşme kapsamında oluşturulan ve geliştirilen ürünün ve ürün üzerindeki 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’ndan (FSEK) ve 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’ndan (SMK) doğan hakların mülkiyetinin kime ait olduğunun belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Buna bağlı olarak, taraflar arasında akdedilen sözleşmeye, fikirler, buluşlar ve eserler üzerindeki mülkiyet hakkının açık bir şekilde kime ait olduğunu belirleyen bir hüküm koyulabileceği gibi; işle ilgili geliştirilen yeni fikirlerin, buluşların ve fikri mülkiyet haklarının girişime ait olduğuna ilişkin ayrı bir sözleşme de akdedilebilmektedir. Şirket kuruluşu öncesi oluşturulan herhangi bir fikri mülkiyet ise şirket kurulduktan sonra yazılı bir anlaşma ile devredilebilmektedir.


Çalışanların buluşları konusuna gelindiğinde, çalışanların meydana getirdikleri fikri ürünler bakımından kanun koyucuların gerçek hak sahipliği ilkesinden ayrıldığı görülmektedir.


SMK madde 113/I’e göre; “çalışanın, bir işletme veya kamu idaresinde yükümlü olduğu faaliyeti gereği gerçekleştirdiği ya da büyük ölçüde işletme ve kamu idaresinin deneyimi ve çalışmalarına dayanarak iş ilişkisi sırasında yaptığı buluş hizmet buluşudur.” Tam hak talebinde bulunan işveren, hizmet buluşu üzerinde hak sahibiyken, bu kapsama girmeyen ve serbest buluş olarak adlandırılan buluşlar üzerindeki haklar buluşçuya aittir.


Bu halde buluşçu ve tasarımcı, kendisine uygun bir bedel ödenmesini talep edebilmektedir. (SMK 74 ve 115) Buna ek olarak buluşçunun, başvuru veya patent sahibinden buluşçu olarak tanınmasını ve isminin belirtilmesini isteme hakkı da bulunmaktadır. (SMK 90/VI) Adın belirtilmesi, buluşçuya tanınan tek manevi haktır. Buna karşılık tüm ekonomik haklar buluş sahibine aittir. Benzer şekilde telif yasalarında da eser sahipleri, uygun bedel ile pay ve takip hakkı gibi yetkilerle donatılmıştır. [3]


Hizmet ilişkisi dışındaki diğer iş görme sözleşmelerinde sahiplik kapsamı, yukarıda da belirttiğimiz gibi sözleşmeye bu konu ile ilgili olarak konulan hüküm ile belirlenmektedir.


Maddi Olmayan Varlıkların Listelenip Saklanması

Şirketin sahip olduğu maddi olmayan varlıkların neler olduğunu ve bunların nasıl korunduğunu bilmek yatırımcılar ve şirketinizi satın almak isteyenler için öneme sahiptir. Bu sebeple bu varlıkların ve bu varlıklara dair önemli belgelerin listesini tutmak ve çevrim içi şekilde kopyalarını depolamak gerekmektedir. Saklanması gereken kopyalar arasında; patentler ve patent başvuruları, çalışanlarla, danışmanlarla ve bağımsız yüklenicilerle yapılan gizlilik ve fikri mülkiyetin devri anlaşmaları, marka tescil belgeleri, önemli ticari sırlar ve özel bilgiler, lisanslar, yazılımlar ve veri tabanları, fikri mülkiyet konularında üçüncü tarafların tazminini sağlayan sözleşmeler, fikri mülkiyetle alakalı açılmış davalara ve tahkim sürecine dair dokümanlar, hak ihlali iddiasına dair belgeler, alan adlarının listesi, fikri mülkiyetler üzerindeki alacak hakları ve hacizler, ipotekler, kaynak ve nesne kodu escrow sözleşmeleri ve sosyal medya hesapları sayılabilmektedir.


Açık Kaynak Kodlu Yazılım Kullanımı

Yazılım geliştirme aşamasında, girişimler açık kaynaklı yazılımları kodlarına dâhil edebilmektedirler. Ancak, açık kaynak lisansları dikkatle okunmalıdır. Açık kaynak kodu lisansta izin verilmeyen bir şekilde kullanılırsa, sözleşme ihlali veya telif hakkı ihlali iddialarıyla karşı karşıya kalınabilmektedir. Dahası, bazı durumlarda belirli açık kaynak lisansları altında, özelleştirilmiş bir girişim ürününde açık kaynak kodunun kullanılması, bir girişimin sahipli yazılımını sehven açık kaynak yazılımına dönüştürebilmektedir. Sadece fikri mülkiyet koruması kaybolmaz, aynı zamanda bir girişimin kapalı kaynak ve gizli kodu herkese açık hale gelebilir. Buna göre, yazılım geliştiren herhangi bir şirket risklerin farkında olmalı ve açık kaynakların, yazılım geliştiricileri tarafından nasıl ve ne zaman kullanılabileceğine dair katı bir protokol düzenlemelidir.


Girişimlerin daha şirket aşamasına geçmeden stratejilerini belirlemeleri ve daha sonra ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara karşı tedbirli davranmaları gerekmektedir. Maddi olmayan varlıkların korunması için uygun bir yol çizilmeli ve şirketin kurulumundan öncesinde ve sonrasındaki aşamada da buna uyulmalıdır. Girişimcilik ekosisteminin büyümesi ve inovasyonun gelişmesi için fikri mülkiyet hakları ve bunların korunması bir maliyet kalemi olarak değil “işletmenin katma değerli varlığı” olarak değerlendirilmelidir.


Bu yazının, erken aşamada fikri mülkiyet stratejisi formüle edilmesinin ve biraz zaman ve bütçe ayırarak güçlü bir temel oluşturulmasının girişimin büyümesi, yatırım alması, değerlemesinin artması konusundaki önemine ışık tutmuş olmasını umuyoruz.


KAYNAKÇA

[1] https://markets.businessinsider.com/stocks/fb-stock

[2] Helvacıoğlu, Eraslan, Bulu, 2004, Dijitalleşen Dünyada Fikrî Mülkiyet Haklarının Ülkeler Açısından Küresel Rekabet Avantajı Oluşturmadaki Yeri, Ulusal Bilgi Ekonomi ve Yönetim Kongresi, Osmangazi Üniversitesi, Eskişehir s. 485.


[3] Suluk (Karasu/Nal), s. 252, 253

Nasuh Akar Mahallesi

1404. Sokak No: 18-31

Trio Suit, Çankaya/Ankara

Hakkımızda

Yasal Metinler

Hizmetler

Sektörler

Hukuki gelişmelerden haberdar olmak için bültenimize kaydolabilirsiniz:

Kişisel Verilerin İşlenmesi Hakkındaki Aydınlatma Metni’ne ulaşmak için tıklayınız.

  • Facebook
  • Instagram
  • Twitter
  • Siyah LinkedIn Simge
  • YouTube

Juris Hukuk ve Danışmanlık - Tüm Hakları Saklıdır.